Yazılara Dön
Ceza Hukuku··6 dk okuma

Fatih Altaylı Davasında İkinci Duruşma: TCK 310/2 Tartışması, Savunmalar ve Karar

Fatih Altaylı’nın tutuklu yargılandığı davanın ikinci duruşmasında savcılık mütalaası, savunmalar ve TCK m. 310/2 kapsamında suçun unsurları tartışıldı. Mahkeme, Altaylı hakkında 4 yıl 2 ay hapis cezasına ve tutukluluğun devamına karar verdi.

Fatih Altaylı’nın tutuklu yargılandığı davanın ikinci duruşması, 26.11.2025 tarihinde Silivri Cezaevi Duruşma Salonu’nda görüldü. Duruşmada savcılık mütalaası, müdafilerin savunmaları, suçun unsurlarına ilişkin tartışmalar ve tutukluluk değerlendirmesi öne çıktı.

Dava, kamuoyunda özellikle TCK m. 310/2 kapsamında yapılan değerlendirme nedeniyle yakından takip edildi. Duruşma sonunda mahkeme, Altaylı’nın cezalandırılmasına ve tutukluluğunun devamına karar verdi.

Duruşma Öncesi Süreç: Savcılık Mütalaası ve Yazılı Savunmalar

Duruşma başlamadan önce izleyiciler, basın mensupları ve avukatlar salondaki yerlerini aldı. Fatih Altaylı’nın duruşma salonuna getirilmesinin ardından mahkeme heyeti de salona geldi ve duruşma başladı.

Celse arasında iddia makamının esas hakkındaki mütalaasını sunduğu, bu mütalaada ceza talep ettiği ve savunma tarafının da yazılı savunmalarını dosyaya sunduğu belirtildi. Bu nedenle duruşmanın görece kısa sürebileceği değerlendiriliyordu.

Duruşma açıldıktan sonra mahkeme başkanı duruşma düzenine ilişkin uyarıda bulundu. İddia makamı, celse arasında sunulan mütalaayı tekrar ettiğini bildirdi. Müşteki vekili de savcılık mütalaasına katıldığını açıkladı.

Fatih Altaylı’nın Savunması: “Tehdit Kastı Yok” Vurgusu

Mahkeme, Fatih Altaylı’ya savunması için söz verdi. Altaylı, savcılık mütalaasının duruşmadan yaklaşık 20 gün önce sunulması nedeniyle inceleme imkânı bulduklarını ifade etti.

Savunmasında özellikle savcılık tarafından dosyaya sunulan emsal kararları değerlendirdi. Altaylı’ya göre bu emsallerin bir kısmı davanın konusuyla doğrudan örtüşmüyordu. Savunmada, savcının sunduğu altı emsal karardan üçünün görevsizlikle sonuçlandığı, ikisinin terör örgütü yöneticilerinin tehdidine ilişkin olduğu, birinin ise açıkça tehdit içeren bir olayla ilgili olduğu belirtildi.

Altaylı ayrıca kendi YouTube yayınındaki ifadelerin suç oluşturmadığını, beyanlarında tehdit kastı bulunmadığını söyledi. Cumhurbaşkanının koruma tedbirleri ve program akışı bakımından da yayın sonrasında herhangi bir değişiklik olmadığına dikkat çekti.

“Benim yayınımdan sonra da Cumhurbaşkanının programında bir değişiklik olmuyor. Koruma sayısı artmıyor. Zaten Cumhurbaşkanı böyle şeylerden korkacak biri değil.”

Altaylı, Cumhurbaşkanının geçmişte darbe girişimi sırasında dahi korku göstermediğini, bu nedenle kendi sözlerinin tehdit olarak algılanmasının mümkün olmadığını savundu. Sonuç olarak beraatini talep etti.

Savunmanın Hukuki Ekseni: TCK 310/2 İçin Tehdit Suçunun Unsurları Oluştu mu?

Duruşmada savunma makamının temel argümanı, isnat edilen suçun unsurlarının oluşmadığı yönündeydi. Müdafiler, özellikle TCK m. 310/2 ile TCK m. 106/1 arasındaki ilişkiye odaklandı.

Sanık müdafilerinden Rezzan Aydınoğlu, yazılı savunmalarını tekrar ettiklerini belirterek emsal kararları değerlendirdi. Aydınoğlu’na göre TCK m. 310/2 kapsamında bir değerlendirme yapılabilmesi için öncelikle TCK m. 106/1’de düzenlenen tehdit suçunun unsurlarının oluşması gerekiyordu.

Savunmanın bu noktadaki yaklaşımı şu şekilde özetlenebilir:

  • Önce tehdit suçunun maddi ve manevi unsurları tespit edilmelidir.
  • Tehdit suçunun unsurları oluşmadan TCK m. 310/2’ye gidilemez.
  • Somut olayda sözlerin açık, yakın ve ciddi bir tehdit oluşturduğu ortaya konulmamıştır.
  • İfade özgürlüğü alanındaki bir konuşmanın bağlamından koparılarak ceza sorumluluğuna konu edilmesi hukuken sorunludur.

Tutukluluk ve Katalog Suç Tartışması

Sanık müdafilerinden Ömer Teker, savcılık mütalaası ile iddianame arasında esaslı bir fark görmediğini belirtti. Teker’e göre mütalaada ayrıca tutukluluğa ilişkin bir değerlendirme yapılmış ve TCK m. 310/2 katalog suçlar kapsamında ele alınmıştır.

Müdafi, bu yaklaşımın hukuken mümkün olmadığını savundu. Thread’de aktarıldığı şekliyle Teker, mütalaada CMK m. 103 kapsamında tutuklama ve katalog suç değerlendirmesine yer verildiğini, ancak TCK m. 310/2’nin bu şekilde katalog suç kapsamında ele alınamayacağını dile getirdi.

Teker ayrıca iddianamenin bir doktrin görüşüne dayandırıldığını, özellikle Zeki Hafızoğulları’nın bir makalesindeki değerlendirmeye atıf yapıldığını belirtti. Ancak savunmaya göre ilgili akademik görüş, savcılık tarafından kendi bağlamı dışında yorumlanmıştı.

“Sözle Fiili Saldırı” Tartışması: Kanunilik İlkesi Gündemdeydi

Sanık müdafilerinden Metin Aslan, yargılamanın özünün iki temel soruya dayandığını ifade etti:

  1. Fatih Altaylı’nın sözleri tehdit oluşturuyor mu?
  2. Bu tehdit, Cumhurbaşkanına yönelik fiili saldırı olarak değerlendirilebilir mi?

Aslan, savcılık mütalaasının kanunun gerekçesine dayandırıldığını belirtti. Ancak savunmaya göre bir kişinin söz yoluyla nasıl “fiili saldırı” gerçekleştirdiğinin açık, anlaşılır ve kanuna uygun biçimde ortaya konulması gerekiyordu.

Bu noktada kanunilik ilkesi özellikle vurgulandı. Müdafi, suç ve cezada kanunilik gereği ceza normlarının genişletici ve öngörülemez şekilde yorumlanamayacağını savundu.

“Bir kişinin söz ile nasıl fiili saldırı yapacağı ortalama zekâya sahip bir insanın anlayacağı şekilde anlatılması lazım bize.”

Aslan, savcılığın doktrinden yaptığı atıfların da bağlamından koparıldığını ileri sürdü. Savunmaya göre ilgili akademik kaynakta bu suç tipinin kanunilik bakımından eleştirildiği, “sözle işlenebilme” örneğinin de suç tipinin mahiyetini ve sorunlu yönünü açıklamak amacıyla verildiği ifade edildi.

Cumhurbaşkanına Tehdit ve Mevzuat Boşluğu İddiası

Savunmanın bir diğer önemli başlığı, Cumhurbaşkanına yönelik tehdit fiilinin Türk Ceza Kanunu’nda ayrıca ve özel olarak düzenlenmemiş olmasıydı. Müdafi Aslan, uygulamada Cumhurbaşkanına yönelik tehdit bakımından daha ağır ceza verilmesi yönünde bir eğilim bulunduğunu, ancak bunun mevcut normlarla zorlandığını ileri sürdü.

Bu çerçevede savunma, yasama organının açık düzenleme yapması gerektiği görüşünü dile getirdi. Savunmaya göre, eğer Cumhurbaşkanına yönelik tehdidin daha ağır yaptırıma bağlanması isteniyorsa bu, yorum yoluyla değil Meclis tarafından yapılacak açık kanuni düzenleme ile sağlanmalıdır.

Müdafi, suç tipinin savcılık gibi geniş yorumlanması hâlinde uygulamanın öngörülemez hale gelebileceğini savundu. Bu kapsamda tehdidin net olması gerektiğini, altı aydır “tehdit var mı yok mu” tartışması yürütülüyorsa ortada açık bir tehdidin bulunmadığını ifade etti.

Türkiye Barolar Birliği Başkanı’nın Değerlendirmeleri

Duruşmada Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan da söz aldı. Sağkan, savcılık mütalaasını okuduğunu ve mütalaanın, Altaylı’nın gözaltına alınmasından itibaren süren hukuki sorunların bir yansıması olduğunu düşündüğünü belirtti.

Sağkan’a göre mütalaanın başlangıcında yer alan ifade aktarımı, Cumhurbaşkanı danışmanı tarafından sosyal medyada paylaşılan ve konuşmanın bağlamından koparıldığı belirtilen bölümle aynıydı. Bu nedenle savunma tarafı, isnadın konuşmanın tamamı üzerinden değil, seçilmiş bir kesit üzerinden kurulduğunu savundu.

Sağkan ayrıca suçlama bakımından matufiyet unsuruna dikkat çekti. Aktarıma göre Altaylı, konuşmasının hiçbir yerinde “Erdoğan” ismini telaffuz etmemişti. Sağkan, mevcut anayasal düzende kimsenin ömür boyu Cumhurbaşkanı olmasının mümkün olmadığını, Altaylı’nın konuşmasındaki “bila hayat şartıyla” ifadesinin de bu nedenle mevcut bir kişiyi hedef almadığını savundu.

Duruşmada Öne Çıkan Hukuki Başlıklar

Duruşmada yapılan beyanlar, esasen birkaç hukuki sorun etrafında yoğunlaştı:

BaşlıkSavunmanın Temel İddiası
Tehdit suçuSözlerin TCK m. 106/1 anlamında açık tehdit oluşturmadığı savunuldu.
TCK m. 310/2Sözle “fiili saldırı” kabulünün kanunilik ilkesi bakımından sorunlu olduğu belirtildi.
Matufiyetİfadelerin belirli bir kişiye yönelmediği, Cumhurbaşkanı adının geçmediği ifade edildi.
TutuklulukTCK m. 310/2’nin katalog suç değerlendirmesine konu edilmesine itiraz edildi.
BağlamKonuşmanın kesilerek, bağlamından koparılarak suçlamaya esas alındığı ileri sürüldü.

Karar: 4 Yıl 2 Ay Hapis ve Tutukluluğun Devamı

Savunmaların tamamlanmasının ardından mahkeme başkanı Fatih Altaylı’ya son sözünü sordu. Altaylı, avukatlarının beyanlarına katıldığını belirterek beraatini ve tahliyesini talep etti.

Mahkeme, kararını açıklamak üzere duruşmaya ara verdi. Aranın ardından salon yeniden izleyicilere, avukatlara ve basına açıldı. Heyetin salona gelmesiyle karar açıklandı.

Mahkeme, Fatih Altaylı’nın tehdit yoluyla Cumhurbaşkanına yönelik “diğer fiili saldırılar” başlıklı suç kapsamında yargılandığı davada neticeten 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verdi. Ayrıca tutukluluğun devamına hükmedildi.

Kararın açıklanmasının ardından salonda tepkiler yükseldi. İzleyiciler ve bazı basın mensupları karara yönelik eleştirilerini dile getirdi. Mahkeme heyeti kararın okunmasının ardından salondan ayrıldı ve salonun boşaltılması talimatı verildi.

Uygulamada Ne Anlama Geliyor?

Bu duruşma, ceza yargılamasında ifade özgürlüğü, tehdit suçu, Cumhurbaşkanına yönelik suçlar ve tutukluluk tedbirinin sınırları bakımından önemli tartışmaları gündeme taşıdı.

  • TCK m. 310/2’nin kapsamı, özellikle sözlü beyanların “fiili saldırı” olarak yorumlanıp yorumlanamayacağı bakımından tartışmalı bir başlık olarak öne çıktı.
  • Savunma, tehdit suçunun unsurları oluşmadan daha ağır bir suç tipine gidilemeyeceğini vurguladı.
  • Duruşmada kanunilik ilkesi ve ceza normlarının genişletici yorumlanmaması gerektiği üzerinde duruldu.
  • Mahkemenin verdiği 4 yıl 2 ay hapis cezası ve tutukluluğun devamı kararı, dosyanın sonraki aşamalarında istinaf ve olası kanun yolu tartışmalarının merkezinde yer alacaktır.
  • Kamuoyuna açık davalarda, konuşmanın tamamı, bağlamı ve hedef aldığı kişi bakımından matufiyet değerlendirmesi belirleyici önem taşımaktadır.

Paylaş

Bu konu hakkında danışmak ister misiniz?

Uzman ekibimiz hukuki sorularınız için yanınızda.

İletişime Geçin